ELMALI TOPRAKLARINDA TOROS ETEKLERİNDE

Bildergebnis für ELMALI HAMDİ YAZIR

Bodrum’a sağ salim indik. 18.00. Ayhan Balcı Ağabey her zamanki sıcaklığı ve samimiyeti ile bizi karşıladı. Muğla İlim Yayma Cemiyeti Başkanı. Muğla’ya doğru yola çıktık. Beçin’i seyrederek geçiyoruz. Menteşe Beyliği’nin merkezi. Surlar hâlâ ayakta. Milas’a hâkim bir tepede. Daha önce birlikte gezmiştik.

Yakın zamana kadar o eski şehirde yaşayanlar da varmış. Şimdi ise sadece bir yaşlı teyze kalmış, o direniyor, terketmiyormuş. 19.30 gibi Muğla’dayız. Eşyalarımızı otele yerleştirdik, bir çorba içip hızlıca „Prof. Dr. Sadettin Ökten“ Yurdu’na geçiyoruz. Bu yıl faaliyete geçmiş. Yurt’ta 70 civarında üniversite öğrencisi kalıyor. „Akl-ı Selîm ve Kalb-i Selîm“ başlıklı sohbetimize başladık. Sabırla dinlediler. Çağa tanıklık etmeliyiz, etrafımızda olup bitenlerden bigane kalamayız, akl-ı selîm olmadan kalb-i selîm olamaz, dedik. Çaylar eşliğinde biraz daha sohbet, gençlerle tanışma. Tarih’te yüksek lisans yapan arkadaşa takıldım, Karpat’ın „Dağı Delen Irmak“ kitabını okumamış. 24.00 gibi oteldeyiz. Sabah 08.30’da Ayhan Ağabey’le buluşup Elmalı’ya doğru gideceğiz.

Ayhan Ağabey tam vaktinde geldi, randevuya sadık, dakik. Elmalı’ya gideceğiz. Ümm-i Sinân’a, Vâhibi Ümmî’ye, Abdal Musa’ya. Denizli Yolu’ndan gidiyoruz, daha düz, daha çabuk. Muğla’ya 260 km uzaklıkta. Yaklaşık üç saat mesafede. Bir saat sonra kısa bir mola ve kahvaltı. Toros Dağları’nı seyrediyoruz, ufuklara bakıyoruz. Bozkır ve Toroslar. Kale’yi görmeliyiz, diyor Ayhan Ağabey. Eski bir Osmanlı kasabası „Kale“. Yeni Kale de karşı tepelere inşa edilmiş. Girişi değiştirmişler, neyse yolu bulduk, ama sıkıntılı, herhangi bir işaret veya levha yok. Terkedilmiş şehirde bizi köpekler karşılıyor. İlerliyoruz, bir minare selamlıyor bizi, camiden eser kalmamış. Eski Kale’den geriye kalan bir minare, evlerin, meskenlerin temel izleri, çukurlar. Bir ulu çınar hâlâ ayakta. Ayhan Ağabey, kim bilir kimler oturdu, ne sohbetler oldu bu çınarın altında, diyor. Şehrin ortasında Beylikler döneminde inşa edilmiş, ayakta kalabilmeyi başarmış bir cami, onun da minaresinin alemi eğik. Küskün, dargın, mahzun bir minare. Cami, yakın zamanda restore edilmiş. Nasıl bir restore ise? Belli ki ezan dahi okunmuyor, metrûk, müzelik. Demir kapı kilitli, içerisi görülebiliyor, muhteşem ahşap işçilik. Surlar da bir miktar hariç yıkık. Hüzün kapladı içimizi. Cami’nin önünde bir kaç mezar, mezar taşları kırık, dökük. Fatihalar okuyup ayrılıyoruz, karşı tepeleri seyrederek, çarşısının, medreselerinin, tekkelerinin canlılığını hayâl ederek…Sessizliği köpekler bozuyor, havlıyorlar. Keşke birileri Kale’nın tarihini yazsa, bu eski şehri anlatsa diyorum içimden. Beş yüz yıllık bir tarih yok oluyor, bizim tarihimiz, Anadolu’nun tarihi, ilmi, irfânı…

Bildergebnis für ELMALI KÖYÜ TOROS ETEKLERİ

Öğle vakti Elmalı’dayız. 38.000 nüfuslu şirin bir Türk şehri. Birazdan ezanlar okunacak. Önce bir çay içelim diyoruz. Kahveci ağırdan alıyor, rahat, biz ise sabırsız. Şehrin merkezinde „Ketenci Ömer Paşa Camii“. Osmanlı devri Türk mimarisinin Güneybatı Anadolu’da yapılmış az sayıdaki örneklerinden birisi. Cami’ye bitişik bir türbe. Ahi Baba Türbesi. Ömer Paşa’nın şeyhi imiş. Ahi Baba kim? Bilmiyoruz. Cami, medrese, hamam vs. bir külliye halinde 1608-1610 yıllarında inşa edilmiş. Hamam’dan eser yok. U şeklinde 13 hücreli bir medrese. Medresenin talebeleri bir ara Niyazi-i Mısrî’yi kovalamış Elmalı sokaklarında. Ömer Paşa, Manavgatlı aslında. Beylerbeyi de olmuş. Saraybosna Fâtihi. Bu seferden elde ettiği gelirlerle yaptırmış Külliye’yi. Caminin iç süslemesi harika. Evliyâ Çelebi’ye göre Eyüpsultan’daki Zal Mahmud Paşa Camii’ne benziyor. Manzum kitâbenin Yahyâ adlı şairinin Şeyhülislâm Zekeriyyâzâde Yahyâ Efendi olması muhtemeldir, diyor Semavi Eyice. Çiniler İznik çinisi. İznik çini fırınlarının son eserleri. Bir tanesinin alt köşesinde “ketebehû el-fakīr Resmî Mustafa İznikî” imzası görülmekte, yazıların hattatı olabilir. Ancak İznikli olması hem hat hem çini ustası olması ihtimalini akla getirmekte. Yazıların çinilerini süsleyen motiflerle beraber oluşu da hattat ve çinicinin tek kişi olması ihtimalini kuvvetlendirir gibidir.

Ähnliches Foto

Abdestlerimizi aldık, namazlarımızı kıldık ve şehri dolaşmaya koyulduk. Şehrin sokaklarında kaybolmak niyetiyle… Kaybolduk, ara sokaklarda, yürüyoruz Ümm-i Sinân’a doğru. Zaten O’na kavuşmak için gelmiştik. Ümmî Sinan’ı arıyoruz. Haydar Baba’yı keşfettik. Selâm verdik. Evler, konaklar muhteşem, harika. Bir sokağın ortasında eski, târihi bir minâre. Belki de Beylikler döneminin bir özelliği minareler camiden ayrı inşa edilmiş. Yürüyoruz, yokuş yukarı, nefes almakta zorlanıyoruz. Fotoğraf makinam olmadığına yine, yeniden pişmanım. Fakat yapacak bir şey yok. Bisikletiyle yokuş aşağı inen bir gence sorduk Ümm-i Sinân’ı. Eliyle yukarıları işaret etti, yürüdük.

Vâhib-i Ümmî’nin türbesinin önündeyiz. Ziyâret ettik, selâm verdik. Elmalı’yı Elmalı yapan güzel insan. O diyardakilerin hepsinin üstadı, şeyhi. Şair, mutasavvıf. Ana memba‘. Yiğitbaşı’nın diktiği ulu bir ağaç. Eroğlu, Ümmî Sinan, Çavdaroğlu, Gülâboğlu, Niyâzî-i Mısrî, Nüzûlî ve Sun’ullah Gaybî gibi sûfî şairlerle devam eden olgun meyvelere dönüşmüş. Etraf bir mesire alanı. Yakınında iki büyük kaya, güneş alan bir mağara gibi. Belki de çilehane idi bir zamanlar. Ne güzel söylemiş Ulu Çınar;

Görmediğin gördüm sanır
Bilmediğin bildim sanır
Doğru yola girdim sanır
Hiç kendinden haberi yok

Ümm-i Sinân’a doğru yürüyoruz. Karşı tepeye doğru. Elmalı ayaklarımızın altında. Biraz nefesleniyor, soluklanıyoruz. Kuşbakışı Elmalı’yı seyrediyoruz. Nihayet buluştuk. Hazret’in huzurundayız. Tarifsiz duygular, doyulmaz anlar…Doğum günümde Hazret’le beraberiz, belki de yeniden bir doğuşun ilk anları…Türbenin yanında ismiyle anılan bir cami. Asıl adı Yusuf. Elmalı’nın öz evlâdı. Eroğlu Nûrî’nin talebesi. Halvetî şeyhi. Niyâzi-i Mısrî’yi yetiştiren bilge insan. Uşak’ta kendisine intisap ederek Elmalı’ya gitmiş ve 1647-1656 yılları arasında 9 yıl yanında kalıp ondan seyrü sülûkünü tamamlamış. Mısrî, Ümmî Sinan’ı şöyle vasfetmiş;

Gerçi her köşede şeyhim der çokdur
Binde birinin kim irfânı yokdur
Mürşid-i kâmilin tarîkı Hak’dır
Yetiş Elmalı’da Ümmî Sinân’a

İniyoruz aşağıya, merkeze doğru dar sokaklardan. Asım Sarıkaya mesaj atmış, memleketimdesiniz, piyaz’ı, dondurması meşhurdur, diye. Tahinli piyazın tadına bakıyoruz. Elmalı’lı Muhammed Hamdi Yazır’ın doğduğu ev müze haline getirilmiş, onu da ziyaret ediyoruz, dışarıdan tabii ki, kapalı. Ketenci Ömer Paşa Camii’ne 100 m mesafede. Müfessir, şair ve hattat. Hak Dini Kur’ân Dili’nin müellifi. Osmanlı ilim ve irfanıyla yazılan nâdir bir eser. Ayhan Ağabey, şimdi sıra Abdal Musa’yı ziyarette diyor. Elmalı’ya 20 km mesafede, karşı tepelerde, Toroslar’ın eteklerinde. Bir Bektâşi şeyhi Abdal Mûsa. Orhan Gazi’nin Bursa fethine canlarıyla birlikte katılmış. Kuruluşun mimarlarından…

Ähnliches Foto

Etrafta elma ağaçları, bir kısmı toplanmış kamyonların üzerinde, bir kısmı tarlalarda yere serilmiş, sarı, kırmızı elmalar. Abdal Musa Tekkesi’ndeyiz. Ziyaretçisi bir hayli fazla. Düz bir zeminde, etrafında ağaçlar, bahçeler. Bir işadamı özel bir alan oluşturmuş, iki heykel, dibinde aslan ve geyik. Ancak epeydir bakımsız anlaşılan. Biz Türbeye ilerliyoruz, birer Fâtiha okuyoruz. Göz ucuyla diğerlerini izliyoruz. Sandukaya, kumaşlara dokunuyorlar, öpüyorlar, hürmet ediyorlar, sandukanın dibine eğilip ellerini bir deliğe sokuyorlar, bir geleneğe mensûbiyetin verdiği huşû var her birinde…Çıkıyoruz, yolun karşısında adak yeri, erimiş mumlar, biraz ileride bir ardıç ağacı ve kim bilir ne umutlarla bağlanmış bezler, kumaşlar, renkli bir ardıç…Dağa doğru bir türbe daha. Ana Sultan olmalı, benzer manzaralar…

Dönüyoruz, Göğübeli Geçidine tırmanmak niyetiyle. Seydikemer üzerinden gideceğiz. Ayhan Abi, merak ediyor, Çağrı gibi etkilendim mi diye. Hiç fotoğraf çekmemişim. Abdal Musa’yı, Kaygusuz Abdal’ı, Orhan Gazi’yi, Bursa’nın fethini, Aşıkpaşazâde’yi düşünüyorum. Tekke Köyü’nün içinden geçiyoruz, ikindi ezanları okunuyor, tırmanıyoruz…Elmalı’ya veda ediyoruz. Seydikemer’e doğru yol alıyoruz. Göğübeli’ne tırmanış. Râkım 1850. Yol boyunca ardıç ağaçları, yüz yıllık, belki daha fazla. Yörükler, koyunlarını otlatan çobanlar ve ağılları. Neredeyse her kilometrede, hatta bazen daha sıklıkla küçük yol mescidleri, şırıl şırıl akan çeşmeler. Hem bir sığınak hem de mescid. Dualara nâil olmak için Anadolu’nun derin irfânı. İkindi’yi bu mescitlerden birinde kılıp Seydikemer’e yaklaşıyoruz. Akşam karanlığı çökmek üzere. Yol kenarında kısa bir mola verip mısır yiyelim diyoruz, yanında da çay tabii ki. Karşı dağları, tepeleri, uçurumları seyrediyoruz. Ramazan bizi bekliyor, ona uğramadan geçmek olmaz. Avukat, İstanbul’da okumuş. Epeydir görüşüyoruz, arkadaşız. Memleket sevdalısı.

Seydikemer’deyiz. Akşam ezanları okunmuş, sokaklar tenha. Yeni bir ilçe. Köyleriyle 60.000, merkezinde 5000 nüfusa sahip. Ramazan’la buluşuyoruz. Akşam namazlarını edâ edip Çamlıca’ya çıkıyoruz. Ben öyle isimlendirdim. Çaylar yudumlanıyor, Seydikemer’i seyrediyoruz yükseklerden. Toroslar tepemizde sanki. Yabancı turistler de var çay bahçesinde. Seydikemer’e yerleşmişler, İngiliz ağırlıklı. Ortaca’da Salim Yılmaz’la randevulaştık, hızlıca ayrılıyoruz. 22.00 civarında Ortaca’dayız. Ortaca’yı tanımaya çalışıyoruz. Salim, felsefe öğretmeni bir gezgin, seyahat etmeyi seviyor, kendini yenilemeye açık bir insan, rehberlik de yapıyor zaman zaman. Ayrılıyoruz. Muğla’dayız, saat 00.30. Ayhan Ağabey yorgun, fakat yılmıyor, koşturuyor, aşkla şevkle. Sabah 06.00’da yine yollara düşecek. Bodrum’a gidecek, İstanbul’dan önemli bir misafiri var, onu karşılayacak…

Beni etkileyen şehirler var, ruhuma dokunan, tekrar tekrar gitmek istediğim, gönlüm hep oralarda. Bizim olan, bizim kalan şehirler. Söğüt, Taraklı, Göynük, Beypazarı, Safranbolu, İznik, Birgi gibi. Şimdi bir yer daha eklendi bunlara, Elmalı. Otantik bir Türk şehri. Modernizm henüz sadeliğini, duruluğunu, sükûnetini bozamamış. Erenler var orada, Sinân-ı Ümmî, Vâhib-i Ümmî, Abdal Mûsa, Kaygusuz Abdal gibi. Anadoluyu mayalayanlar. Elmalı’nın canları…Bir günde bir şehri tanımak mümkün değil. Bir kaç gün yaşamalı orada, ara sokaklarında dolaşmalı, arka sokaklarında kaybolmalı, nüfûz etmeli, nefeslenmeli…Çarşısını gezmeli, sabahını, akşamını seyretmeli, halkın içine karışmalı, çayını, kahvesini yudumlamalı, hem hâl olmalı o canlarla. Gönlüm Elmalı’da kaldı şimdi. „Elmalı’nın Canları“nı okumaya başlamalı, daha bir zevkle, aşkla… Nüzûlî gibi söylemeli

Be yârenler, neyliyeyim nideyim
Yine Elmalı’yı özledi bu cân
Mevlâm yol verirse yine gideyim
Cennet-i a’lâya benzer o mekân

Akar suyu kevser şarâbı gibi
Kokusu var Cennet türâbı gibi
Ümmî Sinan gibi, Vehhâbî gibi
Ne azizler zuhûr etti bir zaman

Kişi varıp ol diyârda kalıcak
Kamu dertlerine dermân bulıcak
Vehhâb Efendi demiş: Yaz olıcak
Elmalı güyâ ki Cennet’tir hemân

 

Dr. Müjdat ULUÇAM

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.